• Anasayfa
  • Facebook

CerenBaykal

Huz mâ safâ, dâmâ keder..

ASUDE ?

“hayaller en büyük avuntularımız” dedi, göl kenarında taşı sektirmeye çalışırken. Sekmiyordu belki ama kurduğu cümle beynimden içeri nasıl dalmışsa cumburlop düşüyordu suya. Onun taşı suyun üzerinde dolaştırma isteği gibi kurduğu cümlede beynimde bir kaç yere uğrasın en azından istedim. Ama yok. Çoktan derine dalmıştı bile… bir kaç yere vursa, bir kaç cümle kurdursa…eve gitmeye karar verdim sonra. “ben eve gidiyorum.” Dedim, bakıp gülümsedi sadece. Kızmış olmalı diye düşündüm kurduğu cümleye ver-e-mediğim tepkiye. Oysa derin bir sohbet başlatmak istemişti bu cümleyi kurduğunda eminim. Ya da belki paylaşmak istediği yeni bir düş kuruyordu bugünlerde. Ya da belki birinin bi düşüydü dillendirmek istediği de, dinlemedim.

“sana yar diyemem kii dile düştün söz oldun”

Nereden gelmişti şimdi bu şarkı aklıma, oysa bambaşka bir ıslık vardı ağzımda ve şarkının haleti ruhiyesini kesinlikle karşılamayan ve nereden geldiği belirsiz bir tebessüm yüzümde. Ama şarkı esir etmeye başlıyordu işte once ıslığımı aldı dilimden çünkü ses sakin olsa bile bi isyan halinde geliyordu içimdeki sesten, sonra da tebessümüm kararmaya başladı birden. Ama ağlamadım.

Onun kurduğu dakika bilinçaltıma gönderilmiş “hayaller en büyük avuntularımız” cümlesi içimden bi yerlerden bu şarkıyı çağırmış demek ki diye düşünerek olaya bilimsel bir açıklama katmaya çalışıyordum. Olay bilimsel olunca duygusallıktan tamamen uzak durmayı sağlıyodu çünkü. “en iyisi eve gidip kitap okuyayım” dedim içimden, uzun süredir ihmal ettim, oldukça uzun süredir.

Oturduğumuz sokağa geldiğimde üst kat komşumuz birden balkona çıkıp sofrabezini silkelemeye başladı. Küfürbaz olsaydım da bu durumda küfredemezdim eminim derken ne kadar öfkelendiğimi bir ben biliyorum. Ve öfke yukarıdan dökülen kırıntılar azaldıkça azalırken sözcükler çıkmaya başladılar saklandıkları yerlerden üstelik cümleler bile kurmaya başlayıverdiler ben ne olduğunu anlamaya çabalarken. Apartmanın merdivenlerine oturup yazmaya koyulmalıydım hepsini birer birer, yukarı çıktım. Televizyonu açtım, evlendirme programlamlarından birinin olduğu kanalı açtım, hayaller en büyük avuntularımız mı gerçekten diye çığlık attı içimdeki, hayallerinden korkup kaçanlar için hangi avuntudan söz ediyorsun allah aşkına diyerek bastırdım onu.

Bu kadın kesin o adama evet diyecekti …
Devamını Oku

değmek

yatağın içinde yüzüyorum- boşlukta düşer gibi.
senin elin kolun bacağın çarpıyo yüzüme, ömrüme, her yerime. ve tenim değdiği yeri yakmıyo- içim yanıyo!
çünkü dokunmak aşktandır sevgilim!

tırnaklarımla tırmanıyorum duvara, canım acımıyo, acısa da umrumda olmaz hem, aşk bu! benim kalıplarımdan öte, senin hislerinden de, kesinlikle ... birbirlerine dokunmadan duramayan sevgililer gördüm, elleri dursa ayakları dur-a-mayan,; gülme! senin için kahkaha, senin için komik (mi) sadece? ama mantık arama.
çünkü dokunmak aşktandır sevgilim, değmek yine aşktan, gülme ..
Devamını Oku

yara

senin küllerin bir sureti tutuşturmaya,
yaranın kabuğu bir facia yaratmaya,
gözünden akan bir damla, bin yıl yağan yağmurlara eşdeğerdir ve yeterdir.

beni özlersen,dünya suskun.
beni özlersen dünyayı sustur.
kırılan bir ayna gürültüsü.
Devamını Oku

yekbedenken tek bedenden

Duygu yoğunlumun üstünden sayfalar geçti.
Beynimde kurduğum cümlelerin üzerinden uykular.
Sen uyumaya çalışıyodun bense geçmişimde kim varsa hepsinin karşıma dikilip bana sorular sormalarına izin veriyor, sordukları soruları bir bir cevaplamaya çalışıyordum üstelik. Seni nasıl sevdiğime onları ikna etmeye çalışıyordum. Başkası olsa kime ne der di mi. Size ne de diyebilir. Ama yok. Benim verilemeyecek hesabım olmamalı.
Bana kurduğum cümleleri hatırlatıyorlardı teker teker. Sen bana şöyle demiştin sen bana böyle demiştin. Sen benden esinlenip ne öyküler döşemiştin ve hatta sana şiir yazmayı ben öğretmedim mi ya da bu dünyada tek kutsal saydığın şeyin varlığından bile haberdar eden ben değil miyim seni.

Bocalıyordum. İkna yeteneğim cümle kurma yeteneğimle eşdeğerdi ancak konuşkan yapım suskun kaldığı zamanlar sekteye uğradığı da oluyordu. He susmanın en büyük cevap olduğu durumlar da yok değildi, doğruydu ama ben hep tercihimi diğerinden yana kullandım. Beni nasıl anlamazsınız dedim, yapabildiğimin en iyisini yapmaya çalıştım her daim,en çok kurduğum cümlelerle, kendim.

Beni anlamıyorsunuz dedim her seferinde. Ben herkesi seviyorum hala ve her şeyi geçmişimde yer alan. Nefretle anmadım. Hem kendini sevmeyen bi insan yapamaz mı bunu ancak. Ben kendimi fazlasıyla ve layıkiyle seviyorum. Çünkü elimde daha iyisi yok. Bunu öğrenmem epey zaman aldı bu doğru ancak bana verilen bu beden bana verilen bu, bu her şey yeterince iyi, yeterince yerli yerinde, yeterince kullanım hakkı bana verilmiş; nasıl sevmem. Kendimi nasıl seviyorsam kendime dahil ettiklerimi, yalnız kişileri,tümceleri değil anları, hisleri ve hatta manzaraları sevmemem olanaklı mı.
He ölçülebiliyorsa bazıları ağır basacaktır,bazıları hatırlanacaktır bazıları unutulmuştur ama ben hafızamı ‘an’ lar konusunda yeterince iyi kullanıyorum emin olun.

Uyuma dedim.
Napiyim canım dedin.

Uyuyacaktık elbet ama işte susturamıyordum bazen sesleri.

Buldum.
Onları ikna etmenin yolunu nihayet buldum. Elinden tuttuğum adam da benim gibi seviyor dedim. Aynı benim gibi seviyor. O da nefret duygusunu aşılamamış anlamını öğrendiğinden bugüne beynine. Şimdi biri çıksa gelse geçmişinden gel otur der eminim, bi çay içelim. Ve hatta toplarız bütün adamları, kadınları çay içeriz hep beraber, bunda ne var. Ben onu biliyorum, o beni. Evet kıskanırız birbirimizi ama birbirimizden en çok da. Koku alma duyumu hislerimle bağdaştırdığım zamandan beri hiç kimseden aile kokusunu almadım ben dedim onlara. Onda aile kokusu var. Sen arzuydun benim için sen vazgeçilmezdin sen kalp atışıydın sen gözyaşıydın… hepiniz bir şeydiniz,inkarım yok, cümlelerimde de yaşamaya devam ediyorsunuz üstelik, neden inkar ederim amacınız yazının güzelliğine hizmet etmekse, neden olmasın da zaten. Ama hiçbirinizde aile kokusu yok.

Ve ben onu buldum sonra.
Ve o beni buldu sonra.
Ve yağmur yağıyordu kokusu genzime takılı kaldığında, yüzümde bi tebessüm ağlamak istedim o anda, bana kızar şimdi ben o anı senin gibi anlatamıyorum diye, ama anlatıyo bana sarıldığı her anda.
Elini belime doladı. Sırtımı göğsüne yasladım,elini kavradım sıkıca,yekbeden olduk. Küçükken korktuğum zamanlarda annemlerin odasına gider annemle babamın arasına yatıverirdim ya bazen; şimdi dudaklarından öpme isteğim böyle kendini göstermiyo olsa aynı öyle bi his bu diyeceğim; aynen öyle …
Devamını Oku

Aslı astarı yok desem şimdi bu meselin yaratacağı ufak bir hayal kırıklığı olur belki düşündüğümde. Lakin aslı astarından ibaret bu sefer, abartısı yok, süsü yok. Hem o öyle süslü kelimelerle anlatamam ki demişti bir keresinde. Her oje sürdüğümde verdiği tepki de bundandı belki, kokoş bi sevgilin var üzgünüm canım.
Benim ayağım üşüyordu galiba demişti, üşüyorduk çünkü ikimiz de ve üşümek ilk defa bu kadar az umrumuzdaydı belki de. Ama yine de üşümemek için de elimizden geleni yapıyorduk. Saç kurutma makineleri yalnızca saçları kurutuyor sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Yalnız göz yaşını kurutamaz. Ee kolay mı?
Lakin battaniye var onun için. Daha bir şefkat. Daha bir sevgi. Daha bir kucak. Daha işte..
Hem ben onu ilk gördüğüm an babam yerine koydum, kendimi de anası yerine onun. Baba gibi homurdanırdı da alırdı yine yere düşen battaniyeyi, örterdi üstüme; anne gibi kırılırdım,kırardı da kalbimi yine kocaman sarılır ısıtırdım battaniyeyle, hasta olmasın diye.

Kendini böyle yoğun hissettiren hisler asla bir yazının ana konusu olamazlar.
Devamını Oku

Gözyaşı sulamaz.

Sakalları tenime yapışsın istediğim adam. sana yalan söylemem. Dün gece sen kırılan bardakların keskin yüzeylerini kapattın. Hatırlatmadan duramadın ama, kırık cam keser.
Ajandamın yapraklarını ömrüne adadım. Boş bıraktım. Senli sensiz günlerim oldu. 2008 seninle güzel. Sevdim bu yılı. İlk defa bir yıl başladığı gibi geçtiğinden belki.
Mumları yaktım. Yasemin mori yi çok sevdim. Ve düşünmeden edemedim. Kürk mantolu madonna aslında punk değil mi? Hem ben sigaramın dumanına sardım, sakladım seni.
Yağmurlar yağdı, karlar yağdı,yandık güneşte,yaktık hislerimizde,yanan bize dokunmasındı ,uzak olsundu hep, yakacak her ne ise..
Ama ben üşüdüm sıcak olduğunda bile, ısıtsana beni gülümseyerek baktığın düşlerinle. Ben gayet mutluyum düşlerinde varım diye…
‘Es’ ler cümle aralarında girdi gireli, daha bir kopuk oluveriyor her şey. Üstelik resmine bakıp gülümsediğim doğru, sana yalan söyleyemem.
Devamını Oku

Şal

Unuttuğum aşk, aşktaki acı, acıdaki haz, hazdaki yaş, yaştaki tad..
Hatırlattın. Bi aşk, bi şal, bi kağıdın üzerine yazılanlar. Senin için cümlelerim sevgili!
Çünkü ben de acıyorum kendime. Sensiz geçen ve sensiz geçmiş her günüm için belki. Yarım kalmış bi aşk hikayesinin ardında nasıl gözyaşı dökerse izleyenler, bi anı defterinin sayfaları yanarken nasıl öksüz kalırsa öyle..
Acıyorum da üstelik, bugüne kadar hep göz ardı ettiğim tarifsiz bi acı. Yalnız gittiğin gün beynimin karıncalanması, o karıncaların gözbebeklerimden fırlaması gibi bir şey. Unutmuştum bu duyguyu. Boynundaki şalı alıp kokunu içime çeke çeke uyumak gibi bir şey, unutmuştum o kokuyu.
O gece ben aldım onu boynundan, alıp içime bi yerlere sakladım.
Dün gece -kokun sinmemiş daha- yolladığın şala, gözümün yaşıyla, genzimdeki kokunu bıraktım.
Devamını Oku